Sivas’tan selamlarla…
Geçtiğimiz aylarda büyük bir hevesle giriştiğimiz Ragbi serüveninden bahsetmek istiyorum… Cumhuriyet Üniversitesi’nde daha önce bu ve buna benzer aktiviteler olmadı değil… Amerikan futbolu takımımız öğrencilerin kendi çabaları ve öğretim görevlilerinin özverisi ile kuruldu. Fakat mali sebeplerden ötürü aktif olarak devam edilemiyor. Gönül ister ki onlarında emekleri boşa gitmesin.
Bizim takımımızın hikayesi aslında bakarsanız biraz da filmlerdeki gibi. "Acaba” ile başlayan düşüncemiz, bugün "bir takım olmak için daha fazla neler yapabilir” ile devam ediyor. Azeri bir hocamın tavsiyesi ile tanıştığım Emil Aliev bu işte yetenekli, tecrübeli ve saygıdeğer birisi. Hikayenin kahramanı da sayabiliriz kendisini. Bana ragbiyi anlattığında, oyunun beni çektiğini ve oynamak istediğimi fark ettim. Ama asıl soru burada yapılabilir miydi? Emil hocanın bu işe ne kadar çok inandığını her seferinde gördüğümde, "neden olmasın” diye düşündüm. İlk olarak işe akademik yardım ve resmi işler ile başladık. Fakat bunun için elle tutulur bir takımımız olması gerekliydi. Etrafımızdakilere duyuruyor, elimizdeki imkanlarla afişler asıyor, sosyal platformlarda boy gösteriyorduk. Her geçen gün yeni bir arkadaşımız aramıza katıldı. Gelen arkadaşlarımızın kimisi bu yeni başlangıçta aramızda olamadı, kimisi de belki de benim Emil Hoca’da gördüğüm isteği gördü ve bu işin peşini bırakmadı. Bir yandan takım kurulurken, bir yandan da okula resmi başvurularımızı yapıyorduk. Baş koyduğumuz bu yolda bizi destekleyen Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanımız Gülderen BOSTANCI’ya minnettarız. Kendisi ve ekibi bize gerekli destekleri her zaman sağladılar. Ve sonunda, tam bir takım olmasa da elle tutulur hale gelmiştik. Ve ilk antrenmanımızı yaptık.
Hikayemiz devam ediyordu. Bundan sonra daha fazla antrenman ve daha fazla oyuncuya ihtiyacımız vardı. En zor zamanlarımızı yaşıyorduk. Bir takım olmak istiyorduk. Bir kere tadını almıştık ragbinin. Çabalarımızı arttırdık. Muhabbetlerimiz artık ragbiden ibaret olmuştu. Arkadaşlarımız da bu duruma hayli kızdılar tabii. Etrafımızdakilere oynamak isteyip istemeyeceklerini soruyor, ragbiyi bildiğimiz kadar anlatıyor ve gerekirse hatır koyarak bile takıma kazandırmaya çalışıyorduk. Çabalarımız sonuç vermişti. Yeni gelen arkadaşlarımız vardı ve hepsi de aynı tadı aldılar.
Haftalar birbirini kovalıyor, antrenmanlar üst üste geçip gidiyordu. Her seferinde daha da oyunun içinde buluyorduk kendimizi. Başta kendime sorduğum "acaba” sorusu tamamen kafamdan silinmişti. Şimdi takımızı gerçek bir takım yapmaktaydı sıra. Önce arma çalışmalarına başladık. Çeşitli çizer arkadaşımızın yardımlarıyla, kendi içimizde çalkantılı da olsa bir oylama yaptık ve şu an kullandığımız armayı benimsedik. Takımımızın adı başlarda belli değildi fakat bulunduğumuz ilin ve coğrafyanın eski mitolojik simgelerinden biri olan "çift başlı kartal” aramızdaki konuşmalarda geçiyordu. İsmimiz de belliydi. Eski inanışa göre "Yerin ve Göğün Koruyucusu” olan "çift başlı kartal”dan ilham alarak "Kartallar” oldu. Cumhuriyet Üniversitesi Kartallar Ragbi Futbol Takımı kurulmuştu.
Her geçen gün aramıza yeni arkadaşlarımız katılıyordu. Ders saatlerimiz birbirine uymasa da özveride bulunup, antrenmanlarımızı disiplinli bir şekilde gerçekleştirdik. Yanı sıra seminerler yapıyor ve ders mahiyetinde olan eğitimler alıyorduk. Günlük hayatımıza da yavaş yavaş ragbiyi sokmaya başlamıştık. Fakat antrenmanlarda eksiklerimiz vardı. Sadece iki topla başladığımız bu yolculuk, bu şekilde devam edemezdi. Ekipman arayışına giriştik. Yurt içinde çok yüksek fiyatta olduğu için yurt dışında çareyi aradık ve aramızda topladığımız para ile toplarımızı sipariş ettik. Tabii bu da problemli bir dönemdi ve yurt dışından sipariş ettiğimiz toplar risk altındaydı. Fakat Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanımızın desteği ile bu problemi de aştık. Artık elimizde tam olarak olmasa da yeterli ekipmanımız vardı ve bu bizim için yeterliydi.
Takımdaki herkesin birbirine alışması ve dost olması çok önemliydi. Antrenmanlar ve seminerler ise bunu yapmak için yeterli değildi. Üniversitemizdeki çeşitli topluluklar ile etkinliklere katılıyor, takım ruhunu üniversitemizdeki arkadaşlarımıza gösteriyorduk. Takım olmanın gerekliliği olan ekip çalışmasını da sergiliyor ve uyum içerisinde etkinliklerde görev alıyorduk.
Tam da bu sıralarda meydana gelen Soma felaketi tüm ülkemizi olduğu bizi de derinden üzmüştü. Bunun için bir şeyler yapmaya karar verdik ve Soma’da hayatlarını yitiren madencilerimizin anısına üniversitemizdeki Toplum Gönülleri ile fidan dikmeye karar verdik.
Takım olarak birbirimizle olan diyaloğumuz artmış ve gerçek bir takım olmuştuk. Antrenmanlarımız aralıksız sürdü. Takım olarak disiplinli bir şekilde kendimizi geliştirdik ve her gün bir adım daha ilerledik.
Sivas ragbiye yeni yeni alışıyor ve ragbi topu artık Sivaslılar için aşina oldukları bir nesne. Başta bizimde muzipliğimizle şehir merkezinde ragbi topunu görmeyen kalmadı belki de. Geçtiğimiz yaz döneminden sonra antrenmanlara aynı gayetle devam ediyoruz. Takım olarak kendimize güveniyor ve her şeyden önce oyundan zevk almaya bakıyoruz. Eğlenmemiz ve oyunun artık kanımıza işlemiş olması bizi de daha da isteklendiriyor. Sivas’ta başlayan bu maceramız şimdi emin adımlarla ilerliyor. İleri ki zamanlarda da adımızdan çokça bahsettireceğiz. Ragbinin oyun olarak sahip olduğu prensipler bizim vazgeçilmezimiz. Oyunun taktiksel yönünden ziyade her oyuncuya adaletli davranması ve verilen emeğin sonuna kadar karşılığını ödemesi, bizi oyuna daha da bağımlı hale getiriyor. Bir takımın parçası olmak, hele ki bu takım bir ragbi takımıysa müthiş. Ragbi, her oyuncudan ter dökmesini ister, her oyuncunun oyunda olmasını ister. Her oyuncu sahada ayakta kalmalıdır, yoksa takımını savunamaz. Bu oyunda sayı yapmak önemli mi? Evet, ama ondan da önemli olan sayı yapmak için takım olabilmek; ortak iradenin bir parçası ve azimli olabilmek. Benim ve takımım daha aklıma gelmeyen çeşitli sorunlarla uğraştı. Uğraşmaya da devam ediyor. Yılmadan da devam edecek. Amacımız takımımızı liderliğe taşımak, takım ruhunu yaşayabilmek ve uzun yıllar boyunca üniversitemizi gururlandırabilmek…
Bir dahaki yazıda görüşmek üzere…